İsmet Bora Binatlı

 

GEREKLİLİK Mİ GERZEKLİK Mİ?

Yurt dışına çıkmış olanların mutlaka dikkatini çekmiştir; Avrupa’nın herhangi bir şehrinde, Türk işçilerinin yoğun olduğu yerler de dahil olmak üzere veya Amerika Birleşik Devletlerinde  veya  din kardeşlerimiz Arap ülkelerinde hiç Atatürk meydanı, İnönü caddesi, Tayyip bulvarı, Gül sokağı gibi bir levhaya rastladınız mı? İstisnaları bir yana bırakarak genel olarak soruyorum bu soruyu.

Şimdi bu da nereden çıktı diyenler olacaktır. Ankara’da oturduğum  semtte adresimin olduğu cadde önce 2. cadde, sonra 1066 cadde ve sonra birdenbire Lizbon caddesi oluverdi. O yörede oturan insanların büyük çoğunluğu Doğu Anadolu'nun köylerinden gelmiş buralara gecekonducu olarak yerleşmiş insanlardır. Abartısız  söylüyorum, yüzde ellisi Lizbon nerede onu bile bilmez.

Benim bildiğim, “halka hizmet Hakka  hizmettir” felsefesiyle yola  çıkan idarelerin halka rağmen bazı şeyleri kendiliklerinden dayatmaları uygun olmasa gerektir. Yine benim bildiğim, halka rağmen halk için  bir şeyler yaptığını iddia etmek, sadece eski komünist rejimlerin felsefesidir.

Niçin değiştirirler, kime sorarlar, halkın onayını isterler mi? Hayır! Onlar sadece oy zamanı halkı kaale alırlar; sonra halk unutulur.

Ülkemizin bir çok yerinde rastlanılabilecek bu emsal uygulama çoktur. Bir yandan, her  siyasi değişiklikte tarihi şahsiyetlerin isimleri cadde ve sokaklardan silinirken, öte yandan yabancıların isimleri sorgusuz sualsiz konulmaya devam eder. Hemen Cumhurbaşkanlığı köşkü (Çankaya) yanında Ziyaür Rahman caddesi, aşağıda  Tunalı Hilmi’yi kesen John FG.Kenedy caddesi, Şeyh Mucibürrahman cad., Simon Bolivar cad., Mahat Magandi cad., De Gaulle cad.,  Muhammed Ali Cinnah cad., Konrad Adenauer  cad. gibi şimdilik hatırıma gelenler .

Sidney’de, Moskova’da, Madrid’de, Atina’da, Paris’te, Londra’da, Newyork’ta, Cenevre’de, Mekke’de, Medine’de… Daha ne kadar sayarsanız sayın, buna benzer  duruma şahit olan var mı acaba?

Bunlar bir gereklilik mi yoksa gerzeklik mi siz karar verin. Avrupa’da veya Amerika’da eczahane yazan bir levha göremezsiniz ama bizim eczahanelerimizin hepsi Pharmacy yazmadan duramaz. Yurt dışına gitmiş ve bir eczahaneye ihtiyaç duymuşsanız, o ülkenin diliyle eczanenin nasıl söylendiğini bilmek zorundasınız. Bizim ülkemizde sanki bütün müşteriler turist ya, onların anlayacağı dilden  yazmak zorunda hissediyoruz kendimizi. Lokantalarımıza Resteaurant, köşklerimiz şale, kahvaltılarımız brunch, kahvehanelerimiz cafe, yollarımız bulvar, evlerimizde yemek  odalarımız salon salon a mange, yatak odalarımız suit. Bilmem daha saymama gerek var mı? Bir çok sonradan görme snop kılıklı embesil tipler Anadolu  insanının “ne örüyon” sorusuna, “gali” diye hitabına, kızan deyişine, “uşak”, “paçi”  deyişine, “avrat” diye hitabetine istihza ile bakarlar, “köylü bunlar, geri kafalı, eğitimsizler” diye alay ederler kendilerince.

Yolda gördüğü turiste  “What is your name?” diye soran çocuklarımız kendilerini İngilizce allamesi sanır. Gerisi yoktur bu sohbetin ama olsun.

Bir arkadaşım anlatmıştı; Almanya’da  metroyla seyahat ederken yanlışlıkla bir önceki durakta iner ve asıl gideceği istasyonu öğrenmek için kılık kıyafeti düzgün  kültürlü  görünen bir Alman’a yanaşarak İngilizce olarak gideceği adresi sorar. Alman kendisine İngilizce olarak “Hanımefendi, madem Almanya’ya gelmişsiniz, İngilizce'yi nasıl öğrendiyseniz biraz gayret gösterip Almanca'yı da öğrenseydiniz, gideceğiniz istasyonu kendiniz bulabilirdiniz” der ve yürüyüp gider.

Bu örnekteki diline sahip olma şuuru ile bir de bizdeki gayretkeşliğe bakın lütfen. Ne zaman özümüze döneceğiz biz? Ne zaman Batı hayranlığından , Suud bağımlılığından, komplekslerimizden kurtulacağız?

Bir Ermeni vatandaşımız öldürüldüğünde (ki hiç kimsenin öldürülmesini tasvip etmem) hepimiz Ermeniyiz diye yollara  dökülmeye aydın kişilik olarak bakanlar, ne zaman Karabağ’da, Çin’de, Bosna’da on binlerce Türk çoluk çocuk, yaşlı  akla gelmez  işkencelere tabi tutulurken, kadınların ırzına geçilirken, insanlar öldürülürken, hepimiz bu alçaklıklar karşısında Türküz deme şuuruna erişecekler?  

Bu millet asla esir olmadı. Özendiklerinizin bir çoğunun düştüğü zillete düşmedi ama bu millete mensubiyetinden utanan utanmazlar ne zaman akıllanacak acaba?

Ey dipdiri meyyitler ya dirilip kendinize gelin ya meyyit olun artık. Aklı, şuuru, kişiliği ipotek altına alınanların şerrinden Allah'a sığınıyor ve onun, bizi mensup olmaktan gurur duyduğumuz kimlikten ıraklaştırmamasını diliyorum.