Gevher Demirkaya Aktaş

 

Ermeni İsyanları ve Fransa

        

Batılı dostlarımız, Türk Milletinden ve Türkiye’den sürekli talepte bulunmakta ve “Ermenilere soy kırım uygulanmıştır” diyerek bizlerde suçluluk duygusu uyandırmaya çalışmaktadırlar. Sürdürdükleri iftira kampanyaları ile henüz dünyaya gelmemiş Türk vatandaşlarını bile zan altında bırakacak bir insan hakkı ihlaline, meclislerinde yasal ortam hazırlayarak büyük bir demokrasi ayıbını, gelecekte tarih kayıtlarında çok net bir biçimde yer alacak şekilde üstlenmektedirler. 

Peki, gerçek nedir? Fransa’dan başlayalım.

Birinci Dünya Savaşı’nda ihtilaf devletlerinin İskenderun bölgesine bir çıkartma yapacağı anlaşılınca, Samandağı’na bağlı yedi köyde bulunan Ermeniler, bölgedeki komiteciler, kilise papazları, Ermeni öğretmenler ile Fransız ve İngiliz kışkırtmasıyla ayaklandılar. 

Osmanlı Hükümeti yedi günlük bir süre vererek Ermenilerin bölgeyi terk etmelerini istedi. Karara itibar etmeyen 5.000 civarında Ermeni, silahları, bombaları, cephaneleri, erzak ve hayvan sürüleriyle Hatay’ın Samandağı yakınlarındaki Musa Dağı’na çıktılar. Osmanlı Hükümeti, emirlere uymaları ve isyana katılmamaları, düşmanla işbirliği yapmamaları için bunlara görevliler göndermiştir. Ancak dinlememişler silahla karşı koymuşlardı. Başka çaresi kalmayan Albay Galip Bey, Osmanlı Hükümet yetkililerinden bu Ermenileri başka yerlere göç ettirilmesi onayını istemiş ancak kabul edilmemişti. 

İsyan eden Ermeniler, İskenderun yakınlarındaki Fransız ve İngiliz gemilerine haberler göndererek birlikte saldırıya geçmelerini teklif ettiler. Bunu haber alan ve etrafı saran Türk birlikleri,  12 Ağustos 1915 de Ermenilerin saklandıkları yerlere doğru harekete geçtiler. Erzakları tükenen ve düşmanla anlaşan 5.000 Ermeni geceleyin Fransız ve İngiliz gemileriyle Mısır’ın İskenderiye limanına kaçırıldılar. 

Albay Galip Bey, Jandarma Alayı’yla Musa Dağı’ndan inen yolları kontrol altına almış ve bizzat kendisi Musa Dağı’na çıkarak son bir defa isyancı Ermenilerle konuşmak istemişse de ortalarda hiç kimsenin olmadığını görmüştü. Araştırmalar sonucunda hiçbir insan cesedine rastlanmadığı gibi yaralı ve hasta bir kimse de bulunamamıştır. 

Yapılan incelemelerde Ermeni isyancıların denize doğru uzanan bir yamaçtan Akdeniz’e indikleri anlaşılmıştır. İzleri takip ederek deniz kıyısına kadar inen Albay Galip Bey, burada 20 – 30 kadar koyun ölüsüyle karşılaşmış. Türklere kalmasın diye koyunları kendilerinin öldürdüğü anlaşılmıştı. Bu dönemde Fransızlar, İskenderun şehrimizi altı kez bombalamışlar, bölgenin diğer Hıristiyan azınlıklarını da ayaklandırarak Osmanlı Hükümeti’ni güç durumda bırakmak istemişlerdir. Bu konu Fransızların kendi yazışmalarından anlaşılmıştır. Bu belgelerde yazılanlar ( Fransız bildirisi) şöyleyledir: “ 22 Eylül 1915 Fransız kruvazörleri ( Antiyak) Antakya limanının kuzeyinde Musa Dağı’nda bulunan ve Temmuz 1915’ten beri direndikleri halde artık mühimmat ve yiyecek maddeleri kalmamış olan 5.000 Ermeni muhacirini alarak İskenderiye limanına taşımıştır.” Diğer belgelerde Fransızların, 1914 yılından itibaren Ermenilere tarihte Kilikya olarak tanınan Çukurova bölgesinde bir devlet kurmak için söz verdikleri ve onlarla sıkı bir işbirliği içine girdiğini göstermektedir. 

O tarihlerde Fransız elçisi, kendi dış işleri bakanına rapor gönderir:  “ Ermeni savaşçılar, kırk gün Türklere karşı direnmişlerdir. Geçiş yollarını havaya uçurarak Halep ile Adana arasındaki bağlantıyı kesmeyi, bu bölgedeki elektrik fabrikalarını imha etmeyi başardılar.” 

Bundan sonra Fransızlar, Musa Dağı’ndan getirip İskenderiye’ye yerleştirdikleri 4.000 Ermeni’yi, (diğerleri kadın ve çocuktu) kendi topraklarına yerleştirilmesi için, İngiltere, İtalya, Rusya ve Cezayir’e başvurdu. Hiçbiri kabul etmeyince Fransızlar, bunları Osmanlı Devleti’ne karşı kullanmayı düşünerek 15 Kasım 1916’da doğu grubu kurma kararı aldılar. Bu birliğin adına da Ermeni Lejyonu dediler. Birliğin başındaki Fransız albay, memleketine yazdığı raporda:  “Musa Dağı’ndan getirdiğimiz Ermeniler için ayda 30.000 frank masraf yaptıklarını hiçbir teşebbüste bulunmazsak, üstelik parasını cebimizden ödeyerek bu Ermenilerin, İngiliz ve Amerikanlaşmalarına imkân vermiş olacağız. Bugün acele edersek bu Ermeniler, istediğimizi yapacaklardır.”  Sonuçta bunların başına bir Fransız subayını kumandan tayin ettiler. İçlerinde en eğitimlileri Osmanlı ordusunda askerken, isyana katılıp, Musa Dağı’na çıkan Ermenilerdi. Bunlar Fransız askeri üniformasıyla Türklerle, Filistin ve Kafkaslarda da çarpışmışlardı.  4.000 kişilik bu kuvvet 1919 ve sonrasında Fransa adına Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa bölgelerinde Türk kurtuluş mücadelesine karşı savaşmışlardır.

Bana kalırsa Ermenileri kandırıp kışkırtanlar biz Türklerden özür dilemeli. Mesela Fransız Büyükelçisine şunları söylemek isterdim. “Sayın büyükelçi Fransa’da neden 600 bin Ermeni vatandaşınız var?  Yoksa Ermenistan sınır komşunuz mu? Bu soruya hiçbir Fransız doğru dürüş cevap veremez çünkü kendilerine bu gerçekler söylenmemiştir. Fransızlar, 1 Kasım 1918 tarihinden itibaren ( tehcirden üç yıl sonra) Çukurova bölgesini işgal ettiler. Burada bir Ermeni devleti kurmak vadiyle Ermenileri kandırıp önce Ermeni taburları kurdurdu. Sonra ABD, Mısır, Suriye ve Fransa’dan 200 bin Ermeni savaşçı getirdiler bu taburlara eklendi. Bu özel birliğe Fransız askeri üniforması giydirildi ve ellerine Fransız silahları verildi. Bu birlik 1921 yılana kadar Çukurova bölgesinde akıl almaz katliamlar yaptılar. Fransa için utanç verici olan bu günleri Çukurova halkı kaçgöç günleri olarak adlandırır. 20 Ekim 1921 de Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Fransa arasında imzalanan Ankara Anlaşmasından sonra Fransız işgal kuvvetleri Suriye ve Lübnan’a daha sonra da Fransa’ya gittiler. Sonra bize ASALA ve PKK olarak döndüler. Fransa’da 600 bin Ermeni seçmen olduğu biliyor. Onun için Fransız politikacılar oy kaygısıyla meclislerine Ermeni soykırım vardır, inkâr eden cezalandırılır maddesini yasalaştırmak istediler. 

Önce Fransızların, kandırdığı Ermenilerden özür dilemesi gerekiyor. Sömürgeciliği ders kitaplarına koyan Avrupa ülkeleri önce kendi tarihleriyle yüzleşmeleri gerekiyor. 

Eyyy Batılılar! Türkler, kendi vatan toprakları üzerinde azınlıklarla yüz yıllar boyu huzur içinde yaşarken, sizlerin kışkırtması ve desteğiyle Ermeniler tarafından sırtımızdan bıçaklanmış ve bunun haklı savunmasını yaparken, sizlerin ülkenizin binlerce kilometre uzaklıktaki ülkeler ve insanlar üzerine yaptığınız gerçek soykırımlara ne demeli? 

Yeter artık bizi haksız yere suçlamalarınızdan bıktık! Ermeni iftiralarını konuşacağınıza daha dün Karabağ’da, Hocalı’da asıl soykırıma uğrayan Azerbaycan Türk’ü kardeşlerimize yapılan soykırımı konuşun, onlara sahip çıkın. 

Biz, Atatürk’ün armağanı olan onurlu vatandaşlığımızı istiyoruz, özlüyoruz. 

Saygılarımla

------

http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi120248-Ermeni_Isyanlari_ve_Fransa_.html