Gevher Demirkaya Aktaş

 

SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİNE

Mustafa Çavuş’un Kahramanlık Hikâyesi

Sarıkamış Şehitlerimizi Rahmet, Saygı ve Minnetle Anıyorum.

Sevgili okurlar ve çok kıymetli hemşerilerim. Sarıkamış Şehitlerimizden biri olan Mustafa Çavuş’un kahramanlık hikâyesiyle sizlere merhaba demek istiyorum. Merhaba can hemşerilerim.

Geçmiş ve gelecek, iç içe, yan yana ve omuz omuza. Tarih, bir geçmiş hatırası, bir gelecek düşüdür.

Mustafa Çavuş; 10. Kolordunun 30’uncu Tümenin 89’uncu Alayının 1’inci Taburundan olup Sivas’ın Koçhisar ilçesinin Dere köyünden Mehmet Ağa’nın oğludur.

Aralık – ocak aylarının karlı ve fırtınalı günleriydi. Üç günden beri aralıksız bir savaş sürüyor; dağlar, dereler, vadiler başka bir görünüşle ve başka biçimlerde doğanın yüzünü değiştiriyordu. Moskof’un birkaç hat üzerindeki kademeli saldırıları, askerimizin inatçı ve yiğitçe direnmeleri karşısında eriyor, kırılıyordu. Bir gün önce dört sahra ve iki dağ topuyla Mustafa Çavuş’un bulunduğu siperleri sabahtan akşama kadar dövmüş ve savunma hatlarımıza iki yüz metre kadar sokulmuş. Ruslara karşı pek şanlı bir çarpışma gerçekleştirilmişti. Rus kuvvetleri bir süre sonra eski mevzilerine kovulmuş oldu.

Bu kısa bir durgunluktan sonra başlayan savaşın son günüydü. Akşama doğru kurşun sağanakları, şarapnel iniltileri birden bire durmuş, yalnız bugünkü kanlı mücadelenin yankılanan serüvenini tamamlamak isteyen tek tük tüfek seslerinden başka her şey susmuştu. Bu durgunluk arasında gözler siperlerin önündeki vadiyi araştırmaya koyuldu. İki yüzden fazla Moskof askeri yerlerde yatıyor, sanki bugünkü savaşın şiddet ve dehşetini resmediyordu.

Arkadaşları arısında yararlılığı, yiğitliği ve becerikliliği ile tanınmış olan Mustafa Çavuş pek şen ve sevinçliydi. Gülüyor, söylüyor, günün olaylarını silah arkadaşlarına coşku içinde anlatıyordu. Bir ara yanına bir er geldi, kulağına bir şeyler fısıldadı.

Mustafa Çavuş hiddetle yerinden fırladı; bilinçsiz olarak ileri geri yürüyerek siperlerin önüne geçti. Dikkatle bir şey arıyordu. Birden bir şehidin yayında durdu. Çevresine anlamlı gözlerle baktıktan sonra başını bir garip salladı. Rus kuvvetlerinin bulunduğu tarafı öfke ve kızgınlık fışkıran bakışlarla süzerek şehidi arkadaşına gösterdi. Göğsünden ve kolundan iki yara alarak vatan borcunu şehit olmakla ödeyen bu genç ve fedakar asker, Mustafa Çavuş’un en küçük kardeşi Hasan’dı…

Ortalık yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Şimdi derin bir sessizlik vardı. Geceye özel emniyet ve düzenler alındı. Siperler gerisinde parça parça ateşler yanıyordu. Her ateşin ısıtıcı ışığı çevresinde vatan konusundaki yarenlikler sürdürülürken Mustafa Çavuş, ikinci bir acı haberi aldı. Kendisi gibi o da asker olan diğer kardeşinin de esir edilmiş olması haberiyle kederler içindeydi. Ruhunun derinliklerini yakan hasret ateşi, biri şehit öteki tutsak iki kardeşinin hayalini gözünün önüne getirmeye çalışıyordu. Birinin şehit birinin Rusların elinde bulunuşu, kalbinden taşan dayanılmaz bir öç alma duygusuyla düşünüyordu. O, artık kendinden geçmiş bir çılgınlık içinde iki kardeşinin intikamını düşünüyor ve yanındakilere yüksek sesle şöyle diyordu:

“Arkadaşlar kardeşim Hasan pek yiğit ve mert bir delikanlıydı. Köyde iyi bir ünü vardı. Seferberlikten bir ay önce amcamın kızıyla nişanlamıştık. Zavallı Hasan muradına eremeden gitti. O, biraz daha büyüse ve gün görseydi vatan, millete çok hizmetler ederdi. Öteki kardeşim Hüseyin, Hasan’dan büyüktü ve oturaklı bir babayiğitti. Bu iki kardeşimi bir gün içinde kaybetmek bana çok ağır geldi. Ya ben onların öcünü Moskof’tan alırım yahut ben de ölürüm.”

Mustafa Çavuş bunları söyledikten sonra birden yerinden fırladı. Tüfeğini kaptı, fişekliğini bağladı. Kendine çeki düzen verip silahını doldurdu ve arkadaşlarıyla helalleşti. Ayrılırken son sözlerini söyledi: “ Arkadaşlar eğer ben de şehit olursam cesedimi arayın, bulun Moskof’a çiğnetmeyin. Mutlak beni de Hasan’ımın yanına koyun.”

Birkaç adım sonra koyu karanlıkta kayboldu. Bir ara ayak sesleri ve uğultular duydu. Sesin yönüne baktı gece baskınına gelen bir bölük Rus askeriydi. Hemen bir kayanın arkasına yattı. Tüfeğini gelenlerin üzerine doğrulttu. Çevik hareketlerle birkaç şarjör boşalttı. Rus askerleri büyük bir kargaşaya kapılarak bağırmaya başladılar. Ateşin kendi cephelerinden geldiğini sandılar.

Mustafa Çavuş Ruslara baskın hissini vermek için bir yandan da “Allah Allah! Sedalarıyla haykırıyordu. Sağ yanlarından açılan bu ateş Rusları panikletmişti. Sarıldıklarını ve baskına uğradıklarını sanarak büyük bir telaş ve endişe içinde çil yavrusu gibi dağıldılar. Mustafa Çavuş Rus askerlerinin bu durumunu anlar anlamaz gururla ayağa kalktı. Düzeni bozulmuş ve korkudan ne yapacağını bilmeyen bu askerlerden ikisini yakaladı. Silahlarını bıraktırıp, ellerini palaskayla bağladı. Yerdeki ölülerden on beş kadarının tüfeğini sırtına ve bir şapkayı da eline alarak avlarını önüne kattı. İki kardeşine karşılık olarak birçok düşman askerini öldürmüş, iki de tutsak almıştı. Övünç içinde siperlerine ulaştı.

Kahraman Mustafa Çavuş, şimdi büyük bir rahatlık duygusu içindeydi ve kendisini mutlu hissediyordu. Artık Hasan’ı ile Hüseyin’ininöcünü alarak üzüntüsünü bir ölçüde unutmuş ve her taraftan yağan kutlamalar ve alkışlar arasında Türklüğün yenilmez yiğitliğin canlı bir temsilcisi olduğunu, bu gecenin bahadırlık ve ululuklarla dolu alnına iftiharlı elleriyle yazmıştı.

------

22.12.2016 Ankara

Kaynak: Türk Tarihindeki Kahramanlık öyküleri

Genel kurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Statejik Etüt Başkanlığı Arşivi