Hakkı Suat Yılmazer

SÖZDE KIZLAR

 

Türk Edebiyatında önemli bir yeri olan Peyami Safa’nın 1923 yılında yayınlanan romanıdırSözde Kızlar.

Sözde Kızlar, Safa’nın ilk eserlerinden biri olması hasebiyle de ayrı bir önem teşkil etmektedir. Yazma gibi meşakkatli uzun bir yolculukta yazarın kat ettiği gelişimi daha yakından görebiliriz. Nitekim Safa’nın Sözde Kızlar romanında da bu net bir biçimde okuyucu tarafından görülebiliyor. Yazarın kaleminin her eserinde ne kadar geliştiğine ve düşünce yapısının eserlerine fevkalade yansımasına şahit oluyoruz.

Sözde Kızlar’ın muhteviyatına inecek olursak…

Zenginliğe ve gösterişli bir hayata özenmiş, batı hayranı olan insanların çeşitli zorluklara hatta farklı görüşlerce “felaketlere” sürüklenme durumlarının var olduğu dile getirilebilir. Zenginlik ve özellikle gösteriş içeren bir hayatı yaşayan veyahut yaşama arzusunda olan kişiler, dostlarını da bu düşünce yapısıyla seçecek olduklarından çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya kalabilecekleri düşünülebilir.

Romandan okuyucuya geçen duyguların neticesinde böyle bir düşünce yapısının oluştuğunu da ayrıca belirtmek gerekir. Gösterişli bir hayat ve zenginlik veyahut daha geniş çerçeveden baktığımızda batı “taklitçiliği” birçok insan tarafından olumsuz bir durum olarak değerlendirilmemektedir. Aslına bakılırsa Safa’nın da Sözde Kızlar da dikkat çekmek istediği noktanın “yanlış batılılaşma” olduğunu söyleyebiliriz. Safa, zengin ve gösterişli bir yaşamdan çok, yanlış batılılaşmanın zararları üzerinde duruyor.

Safa, toplum yapısını yakından gözlemleyen bir yazar. İçinde bulunduğu Türk kültür yapısını da tanıdığı için, toplumda ortaya çıkan farklılaşmayı veya bir başka deyişle, değişmeyi tespit etmekte zorlanmıyor. Sözde Kızlar romanında da arka planda yaptığı bu tespiti biz okuyucularına göstermeyi amaçlamış diyebiliriz.

Toplumumuzun, daha mikro şekilde değerlendirecek olursak insanımızın batı ile olan ilişkilerinde Safa’nın belirttiği husus şudur;

Batıya hayranlıkları olan bireylerin, o kültüre ait ne varsa akıl ve mantık süzgecinden hatta mensup olduğu kültür süzgecinden geçirmeden tüm yönleriyle benimsemesinin yanlış olduğudur. Batı ile ilişkilerimiz yüzyıllardır olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir. İstesek de istemesek de kültürler arası etkileşimler olmuştur olacaktır. Dönemine ve zamanına göre bu etkileşme durumu değişim gösterebilir pek tabii. Fakat Safa bu etkileşimin olmasından değil, özenmekten ve kendimizi unutup onlar gibi olmaktan kaçınmamız gerektiğini vurgulamak istiyor. Safa’nın bu tutumunun altında kuvvetli milli duyguları ve hassasiyetlerinin olduğu söylenebilir.           

Roman muhteviyatından ufak bir örnek vermek gerekirse, Belma isimli karakterin esas isminin Hatice olduğudur. Lakin Hatice kendini cemiyet içerisinde Belma olarak tanıtmış veyahut öyle kabul görmüştür. Yazar burada Hatice ismini bizim kültürümüzün bir meyvesi olarak gösterirken, Belma ismini ise yabancı milletlerin kültürlerinden etkilenmiş vatandaşlarımızın kendilerini onlara yakın göstermek için seçtiği bir isim olarak değerlendirmiş olduğu söylenebilir. Safa, bu ve benzer nüanslarla fikirlerini roman içerisinde destekliyor.

Roman konu ve kurgusunu da kısaca değerlendirecek olursak…

Roman, sade ve ağır ilerleyen bir kurguya sahip. Karakterler yapılan başarılı gözlemler neticesinde doğru şekillenmiş görünüyor. Mebrure karakteri romanın ön planda tutulan ve hikâyenin onun üzerinden ilerlediği bir karakter. Bu nedenle Safa’nın, bu karaktere daha bir özenle çalıştığını da düşünebiliriz. Romanda Mebrure’yehikâyenin ilerlemesinde eşlik eden yan karakterler de mevcut. Bunlar Behiç, Nevin, Fahri ve Belma(Hatice)…

Sözde Kızlar’ın konusundan bahsedecek olursak…

Mebrure, annesini kaybetmiş ve belki de bundan dolayı babasına daha da düşkün bir genç kız. Babası tuhafiyeci İhsan Efendi ise küçük bir  ticaret adamıdır.

Dönem, Birinci Dünya Savaşı sonrası Mütareke dönemidir. Roman kurgusu konusu ve karakterlerin oluşmasında en önemli etken zaman kavramıdır. Safa da bu mühim hususta gerekli çalışma hassasiyetini göstererek başarılı biçimde sonuca ulaşmıştır.

Yunanlıların Batı Anadolu’yu işgal ettiği dönemde İhsan Efendi ortadan kaybolmuştur. Yalnız kalan Mebrure, İstanbul’a uzaktan akrabaları olan Nafi Beye sığınmıştır. Mebrure’ninİstanbul’a esas geliş amacı sığınmaktan çok, kaybettiği babasından haber almak içindir. Fakat İstanbul’da hiç tahmin etmediği hadiselerle karşı karşıya kalacaktır.

Akrabaları olan Nafi Bey hayatını kaybettiğinden köşkün idaresini eşi Nazmiye Hanım sürdürmektedir. Bahsi geçen köşk, sosyetenin zevk ve eğlence yeri haline gelmiştir. Cemiyet içerisinde belirli günlerde toplanılıp, danslı içkili eğlenceler düzenlenmektedir. Bu çatı altında yaşamaya başlamış olan Mebrure ise hoşlanmadığı bu ortamlardan imkânlar ölçüsünde uzak kalmaya çalışmaktadır. Bu sırada babasını arama çalışmaları da devam etmektedir. Bir an evvel babasına kavuşup köşkten ayrılma niyetindedir.

Nazmiye Hanımın oğlu olan Behiç ise yakışıklı bir gençtir. Zevklerine düşkündür. Köşke gelen kızları tuzağına düşürmeye çalışıyordur. Mebrure’de Behiç’in hedefindeki kızlardan biridir. Amacına ulaşabilmek için her türlü yolu denemektedir. Mebrure’ye geleceğe dair vaatlerde bulunur. Mebrure ilk zamanlar Behiç’in tavırlarından rahatsız olmuş ve uzak durmuştur. Fakat ilerleyen zamanlarda o da diğer kızlar gibi Behiç’in sözlerine inanmaya başlamıştır. Öyle ki Behiç’in yaptığı ve altında başka emeller yatan gayriciddi evlenme teklifine de olumlu anlamda yakınlaşmıştır. Lakin Mebrure’nin başına geleceklerden onu Belma kurtarmıştır. Daha önce Behiç ile gizli bir ilişki yaşadığını ve bir çocuk sahibi olduğunu itiraf etmiştir. Belma bununla da kalmamış, Behiç’in doğan bu gayri meşru çocuğu diri diri gömdüğünü de Mebrure’ye anlatmıştır. Belma bu itiraflardan sonra hayatına son vermiştir. Ölmeden önce de bir mektup bıraktığını Mebrure’ye söylemiştir. Bu mektup ve itiraflar dizisi sayesinde Mebrure, Behiç’in kirli oyununa gelmekten kurtulmuştur.

Mebrure uzun uğraşları sonucunda babası İhsan Efendi’yi bulmuştur. Babası kızına bir mektup göndermiştir ve kendisi hakkında bilgi vermiştir. Mebrure ise, arama çalışmalarını sürdürürken tanıştığı temiz kalpli efendi bir kişiliğe sahip Fahri ile babasının yanına giderler.

Ve böylece mutlu bir son gerçekleşir…

Üstat Safa’nın bu eseri de şüphesiz ki diğer eserlerinden aşağı kalır yanı yoktur diyebiliriz. Zihninizin yorulduğu, hayat akışı içerisinde bozulan keyfinizi bir kitap okuyarak düzeltmek niyetindeyseniz, Safa’nın romanları bu amaca hizmet edebilir görüşündeyim. Fırsat buldukça Üstat Safa’nın eserlerinin bende bıraktığı izleri ve düşünceleri sizlere aktarmaya devam edeceğim…