Ayşe Filiz Yavuz

 

 

KIRK PENCERELİ KONAK / Dr. Hasan Erbay

 

Sinada Yayınevi, 1. Baskı, 2016, Ekim. Afyonkarahisar, 79 sayfa.

Türü: Hikaye.

 

‘Hayal Bilgisi öykü ödülü’ almış. Kücük hacimli bir kitap. Cepte, çantada taşınır. Ama en önemlisi bir nefeste okunur. Başlayınca durulamaz.

Ege’nin bir dağ köyünde doğan Dr. Hasan Erbay halen acil servis hekimi olarak çalışıyor. Bu kitabını “çocukluğunu unutmayanlara…” diye ithaf etmiş. İçinde 8 hikaye var.

Hikayelerinin ilki Demirkazık adını taşıyor. Bir göç hikayesi. Yüzyılı aşmış bir dönemin Anadolu’da yaşanan nice felaket ve soykırıma varan savaşlarının, Anadolu’da yaşayan Türklerin yerlerini terk etmesine yol açacak kaçış hikayesi ve bu kaçışta tek başına kalan bir çocuğun kardeşini sele kaptırıp günlerce nehirde onun cesedini arayışı. Bir çocuk çaresizliğinin ve çocuk yaşta hayata sorumluluklar ile başlayışın göz yaşartan anlatımı.

Kırmızı Gelin de yine bir göç hikayesi. İspanya’dan kaçmak zorunda kalan bir müslüman ailenin dramı. Uzun bir gemi yolculuğu ve sırları olan zayıf, çelimsiz atlara ait hikaye. Veba, açlık, yoksulluk, gemide kaybedilen hayatlar, bilinmedik topraklarda bırakılan ata mezarları, hayatla çaresizlik ve yalnızlık içinde mücadele.

Bu iki hikayeden sonra göçlerle devam edecek derken baştaki ithaf akla geliyor. Sepetçi’de bir çocuğun gurbet hikayesi, ceviz ağacında çocukluktaki muhteşem ağaçlar akla geliyor ve bizim yaşımızdakilerin özlemle hatırladığı anılar canlanıyor.

Sonra yazarın hekimliği başlıyor. Kızıla Düşen Mavi ve Başağrısı hikayeleri acil servisten yansıyan olayların anlatımı. Bülbül’ün Misafiri bir Alzheimer hastasını, Kuru ise hekime karşı şiddeti anlatıyor.

Yazarın bir diğer kitabı daha var. “Tıbbiyeli Muharrem” Önce onu sonra bu kitabı okudum. İlk kitabındaki uslûp ve anlatım gücü, imlâ hatalarının az olması “hekim değil usta bir edebiyatçı” kimliğiyle öne çıkmalı dedirten bir mesaj veriyor okuyucuya. Sonra bu kitabı okuyunca “İyi ki bunu sonra okumuşum. Bu ondan da iyi bir kitap” diye anlıyor insan. İlk üç hikayedeki göçler ve sepetçinin hikayesi bana biraz Refik Halit Karay’ın hikayelerini hatırlattı. O lezzeti yeniden hissettim. Ve ‘Keşke başka kitaplara da imza atsa!’ diye düşündüm.

Kitabın adı: Ninesinden kalan bir lafmış bu. “ Konar göçer bir Yörük kızının gariban çocukluğundan silik bir hatıra hepsi. Öyle ki yirmi çadırlık bir göç. Her

çadırda iki pencere. Her akşam ayrı bir çadırda, masalcının dizinin dibinde otuz kadar çocuk. İki basil kartaldan, uçan halıya uzanan kurgu, öykü, masal. Sabahında gecenin, çadırın penceresinden uzaklara dalan avare çocuk bakışları. Her pencereden süzülen başka bir öykü…” diye devam ediyor arka kapak yazısında. Bir nevi bir öykü çadırı ve her pencerede bir öykü anlamını veriyor yazı.

Kapak bu çadırı simgeleyen bir karakalem çalışması. Biraz Türkistan coğrafyasından keçe çadırları biraz luna parklardaki döner atları çağrıştırıyor.

ELEŞTİRİ:

Bu güzel kitapta eleştirecek çok az şey var.

Dikkate alınmayacak kadar az imla hatası.

Sayfa 36. da “Hay hay” sözü. Bu ifade İngilizceden bize geçen bir söz . “Hi hi” nin Türkçedeki yerleşmiş hali. Bir fakir sepetçi çırağının bu kelimeyi bilmesi kullanması mümkün değil. Üstelik bu kelime veya kullanım şekli “dönem dili” ne de uygun değil. Yeni baskılarda çıkmalı. Bu sayfada Yörük Efe’den bahsediyor. Elde avuçta ne varsa verdik dediği… Bu sanki bilinen den farklı bir efsane gibi. Ege’de dağlara çıkan efelerin genelde mazlumların yanında olduğunu bilir veya okurduk.

Sayfa 41 de mimik kelimesi geçmiş, bu da hem zaman diline hem Türkçeye uygun değil,

Kızıla Düşen Mavi hikayesinde bazı sayfalarda bilgi var. Oysa hikayede bilgi olmamalı. Bu bilgileri olayların içine, anlatım olarak yedirmeliydi yazar.

Bir de kitap adı, sayfa no ve yazar adının her sayfada kenara yatay olarak yazılmış olması hem göz yoruyor hem de genel uygulamada pek kullanılan bir sistem değil. Hikaye zevkle okunurken okuyucunun dikkatini çekmesi, göz düzeninin bozulması gibi bir durum bu. Yeni baskıda bu durum da düzelmeli.

Eleştiriler ufak ve düzelmesi mümkün olan şeyler. Ama bu hekimin yazarlık açısından çok dikkate değer bir yeteneği, gözlem başarısı, anlatım gücü olduğu kesin. Sade, edebi cümlelere gitmeden, hikayeyi dagıtmadan, derli toplu lezzetli hikayelere imza atması çok önemli.

İyi bir yazar keşfetmek mutluluk verici.

---------

Ayşe Filiz Yavuz

Ankara, 2019, Mart