Nazmi Şimşek

 

BEDELİ GÖZE ALABİLMEK                                                                       

Televizyon kanallarında yeni millet oluşturma gayretkeşliği almış başını gitmekte, merdiven basamaklarını çıkmakta zorlananlar, karanlık mağaralarının inlerinde bekleyenlerin desteğini de alarak yollarına devam etmeyi düşünmektedirler. Yüzyıllarca zirvenin hâkimi olana, güç yetiremeyeceğinin idrakinde olanlar ise hiç olmazsa surda bir gedik açılabilme yolunda destek olmanın keyfini çıkarmaktadırlar. Mevcudu yok sayarak farklı milletler üretme çabasında olanlara, tarihte hiçbir zaman millet oluşturup devlet kuramamış hayalperestlerin de katılmasıyla güçlerini çığırtkanlıklarına güvenerek büyük gösterme çabasına girmişlerdir. Reyting yapma peşinde olan sahte demokratların yönettiği televizyonlar, milletin öz değerlerine hakaret etmeyi misyon edinen, düne kadar cismi dahi bilinmeyen satılmış ruhlara kapılarını sonuna kadar açarak içlerindeki irinlerini kusmalarına çanak tutmaktadırlar. Uzmanlıklarını nereden aldıkları belli olmayan ancak günün popülaritesine uygun her konuda ahkâm kesen beyinsizler dönüp tarihe bakmayı akıl etseler, lafebeliği yapmakla millet oluşturulamayacağı gibi var olanların da öyle kolay yok olmayacağını öğrenmiş olurlar.

Milletlerin meydana gelişini genel hatlarıyla incelediğimizde üç ayrı oluşumla karşılaşmak mümkündür. Bunlar, tarihi süreç içinde gelişen şartlara göre şekillenmişlerdir.

İlki ve temeli en sağlam olanı, ortak değerler etrafında buluşanlardır. Tarihin doğal süreci içinde oluşan; kan bağı, dil birliği, din birliği ve tarih şuuru gibi kültürel unsurların bir arada olduğu birlikteliklerdir. Doğuştan gelen bu oluşum, kitlelerde birliktelik hissi uyandırarak bir arada yaşama ve kendi devletlerini kurmalarına neden olur. Bu oluşumun birey ve toplumlar tarafından reddedilmesi kolay değildir. Tarihte en uzun ömürlü birlikteliklere bu görüşe uygun oluşumlarda rastlanır. Buna; Çin, Türk, Alman vb gibi uzun tarihi geçmişe sahip milletler örnek gösterilebilir.

İkincisi ise, bir milliyetçilik akımının ortaya çıkmasıyla birlikte toplumsal gelişim sonucu oluşur. Modern devlet yapılanmasıyla yakından ilgisi olan bu yaklaşım, tarihsel sürecin geç döneminde ortaya çıkan bir olgudur. Bu oluşumda, kapitalizmin etkin olması ve sömürgeciliğin yaşandığı dönemlerin etkisi görülmektedir. Bu güçlerin sömürülerini rahatlıkla yapabilmeleri için ya ana gövdeden kopardıkları ya da çok küçük toplum birimlerini bir araya getirerek yeni oluşumlar meydana getirdikleri görülür. Büyük savaşlar sonucunda sınırları masa başında cetvel ile çizilerek oluşturulan Ürdün, Irak, Suriye, Libya, Okyanusya Ada devletleri ve benzeri gibi oluşumları buna örnek olarak gösterirsek konu daha kolay anlaşılır.

Üçüncü olarak karşımıza çıkan yapılaşma ise, toplumu bir araya getiren etmenleri dikkate almayı savunur. İkinci şıktaki yapılaşmaya yakın bir duruş sergiler. Bu yaklaşımda, toplumu oluşturan bireylerin ortak çıkarları doğrultusunda bir araya geldikleri görülür. Birlikteliğin ortaya koyduğu gücün etkisi diğerleri tarafından kabul gördüğü ve parçaların birlikte olmaktan mutlu olduğu müddetçe ömrü uzun olur. Menfaat ilişkisinin zayıfladığı ya da ortadan kalktığı durumda da kolaylıkla dağılabilir bir yapıya sahiptir. Dağılan Yugoslavya ve Sovyetler Birliği bu yaklaşıma örnek gösterebileceğimiz ülkelerdendir. Amerika Birleşik Devletleri de bu kategoriye girer.

Konumuz olan Türk Milletinin yukarıda da belirttiğimiz gibi ilk yaklaşımda yer aldığını görürüz. Dil birliği, din birliği ve tarih şuuru gibi milleti oluşturan temel değerleri bünyesinde bulundurmaktadır. Binlerce yıldır birlikteliğini ufak tefek arızalar dışında aksatmadan sürdürdüğü gibi azınlıkların dışında kan bağını da bünyesinde barındırmaktadır. Modern çağda bünyesinde azınlık taşımayan ülke bulmak güç olduğuna göre birlikte yaşama kabiliyetini gösterebilmek de artı bir değer oluşturmaktadır. Böyle bir yapının yok sayılarak ortalığın velveleye verilmesi oldukça manidardır. Manidardır, konuyu ağzında sakız gibi çiğneyenlerin bu yapıyı oluşturan ana unsura mensup olmadıkları da rahatlıkla anlaşılmaktadır.

Binlerce yıldır varlığını sürdüren bir milleti yok sayarak, ülke için ortaya sürdükleri isim tekliflerinde de samimi olmadıkları ve tutarsızlıkları daha baştan belli olmaktadır. Yapılan tekliflere göz attığımızda ne kadar tutarsız oldukları görülecektir.

Anadolu milleti ismi kabul edildiğinde Trakya’da yaşayanları nereye oturtacaklar. Müslüman milleti ismi kabul edildiğinde, Türk ismine karşı gelişlerine bahane olarak gösterdikleri ve ağırlıklı olarak farklı etnik grupların teşkil ettiği diğer dinlere mensup olanları nereye koyacaklardır. Türkiye milleti teklifinde olanlar ise samimiyetsizliklerini açığa vermektedirler. Tarihi süreç içinde başta Avrupalılar başta olmak üzere dünya devletlerince, Türk milletinin yaşadığı toprakları ifade anlamında kullandıkları Türkiye’nin kökündeki Türk’ü nereye koyacaklardır. Bunlar ve benzeri tekliflerin altında yatan asıl gerçeğin öncelikle Türk ismini kafalardan ve gönüllerden silmek olduğunu fark edildiğini bilmeyecek kadar gafletin içine düşmek değilse bile şeytanca bir planın içinde olunduğunun ispatıdır. “Parçala yut” mantığıyla Türk milletinin boylarının her birini farklı etnik yapı olarak niteleyip büyük yapı parçalanmak istenmiş ancak gerekli ilgiyi görememiştir. Hiçbir zaman görmeyecektir de. Tarihin en köklü milletini yok sayma gafletine düşenler her zaman olduğu gibi hüsrana uğrayacaklardır. Osmanlının son döneminde benzerini denemişler, neredeyse meclisi dahi ele geçirmişler, dünyanın süper güçlerinin desteğini arkalarına almışlar ancak karşılarında kenetlenmiş bir Türk milletini görmekten kurtulamamışlardır.

Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” diyen Mustafa Kemal Atatürk kurucu unsur olan Türk milleti ile birlikte ülkede yaşayan diğer etnik grupları da bu milletin vazgeçilmez bir parçası olduğunu ifadesinde net olarak belirtmiştir. Azınlık grupların dili, dini, etnik yapısı ne olursa olsun birlikte yaşama isteği göstermesinin yanında resmi dil olarak Türkçenin kabul edilmesi, vatan birliğine sahip olunmasının yeterli olduğunu ortaya koymuştur. Binlerce yıldır birlikte yaşamanın sonucu kültür ve tarih birliği de millet olmanın asıl unsurlarındandır. Kurucu unsuru ve çoğunluğu oluşturan grup; kan bağı, dil birliği, din birliği, tarih birliği, vatan birliği, kültür birliği gibi millet olmanın önemli unsurlarına sahiptir. Diğer gruplar ise en azından; vatan birliği, tarih birliği, kültür birliği gibi köklü niteliklerle ana gövdeye dâhil olabilmektedir.

Uluslararası mevzuata uygun olarak sınırları çizilmiş vatan birliği ve din birliğine sahip olamayan Türk milletinin diğer mensupları bu tarifin dışında kalmıştır. Geniş manasıyla Türk ifadesi, dünyada yaşayan Türklerin tamamını kapsamaktadır. Buna rağmen dünyada, Türk milleti denildiğinde Türkiye’de yaşayan milletin adı akla gelmektedir. Bu isme sahip olmak kolay olmadığı gibi onu unutturmak da öyle kolay olmayacaktır. Öyle bir düşüncede olanları, oluşumundaki bedeli ödeyebilme cesareti göstermekle birlikte başarabilmeleri gerektiğinin bilincinde olmalıdırlar. Aksi takdirde ne ile karşılaşacaklarını hesap edebilmelidirler.

 -----

Not: Türk Yurdu Dergisinin 334. sayısında yayınlanmıştır.