Nazmi Şimşek

 

YABACI DİL ÖĞRETİMİ Mİ, YABANCI DİL İLE ÖĞRETİM Mİ?

 

YABANCI DİL ÖĞRETİMİ

 

Son yıllarda küresel/global dünya konusunun sıklıkla öne çıkarılması, yabancı dil bilincinin inkar edilemeyecek bir düzeyde ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Böyle bir çağda insanın sadece kendi ana diliyle milletlerarası platformlarda yerini alması mümkün olmayacaktır. Bu nedenle kendi kültürümüzü, öz değerlerimizi dünyaya doğru bir şekilde tanıtma ve kabul ettirmenin öncelikli yolunun iyi bir yabancı dil bilmekten geçtiğinin inkâr edilemez bir gerçek olduğunu görmekte yarar vardır. Ülke olarak, bu bilinçle yabancı dil derslerini yürütmek ve yabancı dil öğretimini önemsemek zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bütün sınıflarda öğrencinin yaş ve öğrenebilme seviyelerine göre yabancı dil dersleri uygulamalı olarak planlanmalı ve hayata geçirilmelidir.

Yabancı dil öğretiminin, insanların hangi ihtiyaçlarını gidereceği göz önüne alınarak belirlenmesi yanında, ne maksatla öğreneceği veya öğretileceği çok daha önemlidir. Dil, iyi bir kültür taşıyıcısıdır. Bu sebeple dil öğretimi sürecinde çocuklarımızın, öğrenilen dilen kültür etkisine maruz kalmaması ve kültür emperyalizminin tuzağına düşmemesi için uyanık olmak gerekir.

En iyi algılamanın ve anlamanın ana dil ile olacağı konusunda hemfikir olunmakla birlikte yaratıcı düşünce gelişiminin de ana dil ile mükemmelleştirileceğini unutmamakta yarar vardır. Bağımsız bir ülkeye ve köklü bir maziye sahip olan Türk insanının bu konuda daha bilinçli hareket etmesi gereği ortaya çıkmaktadır.

Zekâ gelişimi açısından da dil öğretimi oldukça önemlidir. Her yeni dilin farklı beyin hücrelerini harekete geçirdiği dikkate alınırsa zekâ ve hafıza kapasitesinin genişleyeceği muhakkaktır. Yabancı dil öğretimin bilinen en önemli sakıncası kültür erozyonuna sebep olabileceğidir. Bu ve benzeri sakıncaları önlemek için okullarda öncelikle kendi öz kültürünü kucaklayan kaliteli bir anadil eğitimine ihtiyaç vardır. Ana dil yeterince iyi öğrenilmeden insani ilişkileri geliştirmek, matematik, fen konularında ve sosyal ilişkilerde başarılı olmak mümkün değildir. Yabancı dil öğrenmenin yolunun da öncelikle anadili iyi öğrenmekten geçtiğini bilmekte yarar vardır.

İnsanların ana dili dışında başka bir dil kullanarak ihtiyaçlarını giderebilmesi, bulunduğumuz çağın önemli ve vazgeçilmez özelliklerindendir. Bundan dolayı ülkemizdeki yabancı dil öğretimi konusu ciddiye alınmakta ve üzerinde çok şeyler söylenmektedir. Yabancı dil öğrenimine hangi yaş grubundan başlanması gerektiği ile birlikte, haftada kaç saat yer verilmesi gerektiği konusu da hem eğitimcilerin hem de anne babaların kafalarını meşgul etmektedir.

Her öğrencinin farklı zekâ ve algılama gücüne sahip olduğu bilinciyle farklı yeteneklere hitap eden uygulamalı ve doğal öğrenme süreçleri, yabancı dil öğretiminin ana felsefesini oluşturmalıdır. Dil öğretimi, öğrencilerin farklılıkları dikkate alınarak yapılandırılmalı, eğitimde teknoloji destekli ve materyal ağırlıklı çalışmalarla yaratıcılık geliştirilmeli, uygun çalışma ortamları oluşturularak eğitimde ayrıcalıklı olmanın mutluluğu yaşatılmalıdır.  Öğrencilere, sınıf içinde karşılıklı olarak yabancı dilde okuma, yazma, dinleme ve konuşma gibi tüm dil becerilerini kullanabildiği bir öğretim ortamı sunulmalıdır.

Birçok konuda olduğu gibi yabancı dil öğretiminin de küçük yaşlarda başlatılmasının yararları göz önüne alınırsa planlamanın ilkokul çağlarında yapılması gereği ortaya çıkmaktadır. Farklılığı hissettirilmeden oyun içinde verilecek bir dil öğretimi çocukların hızlı algılama dönemi olan bu dönemde zorlanmadan konuya kolay adapte olmalarını sağlayacaktır. Bu çalışma planlanırken yabancı dil öğretiminin hiçbir zaman anadil öğretiminin önüne geçmemesine dikkat edilmelidir. Birinci yabancı dili özümseyen bir insanın, ikinci ve daha fazlasını daha rahat kavradığı gerçeğinden hareketle, ortaokulda ikinci yabancı dil ile tanıştırılmasında hiçbir sakınca yoktur.

Liselerden mezun olan öğrencilerin iki üç yabancı dil ile tanışmaları ve günlük ihtiyaçlarını gidermede kullanabilmeleri hedeflenmelidir. Öğrendikleri yabancı dili/dilleri günlük yaşamında uygulayabilinmelerine imkân veren bir öğretim hedeflenmelidir. Bu hedefe ulaşmak için haftalık ders saati sayısını artırmak gibi programın sadece nicel yönüne ağırlık vermek yerine, öğretimin niteliği ön planla çıkarılmalıdır. Kullanılacak metot ve tekniklere önem verilmesi ve uygulamaların etkin olmasıyla başarı elde edilecektir. Öğrenciler, öğrendikleri yabancı dili yaş ve sınıf seviyesi ve ihtiyaçları nispetinde kullanabilmelidir. Küçük yaşta dil öğretiminin kolaylığı ve kalıcılığını kabul etmekle birlikte, Türkçeyi ve Türk kültür değerlerini özümsemeden öğretilecek yabancı dilin, yabancı dil olmaktan öte ana dilin yerini alabileceğini ve o dilin kültürünü benimsetebileceğini unutmamak gerekir. Anne, baba ve öğretim kurumları bu konuda gerekli hassasiyeti göstermelidirler.

Birinci yabancı dil olarak dünyada genel kabul görmüş, yaygın olan dillerden biri seçilebilir. Anasınıfından itibaren öğrenciler yabancı bir dil ile tanıştırılabilir. Oyun içinde başlayan bu tanışıklıktan sonra, birinci ve ikinci sınıfta haftada üç/beş saat ve her gün birer saat olmak üzere öğretilmeye başlanabilir. Haftanın farklı günlerine dağıtılması, öğrencinin öğrendiklerini pekiştirmesi ve canlılığını koruması açısından önemlidir. İlkokulu bitiren öğrencilerin birinci yabancı dili günlük ihtiyaçlarında pratik olarak konuşabilen insanlar olması hedeflenmelidir. Ortaokul döneminde birinci yabancı dilin yazılı sözlü anlatım problemlerini ortadan kaldıracak düzeyde öğretimine yer verilmelidir. Bunu gerçekleştirmek amacıyla yaşayan dil, yansımalı dil öğretimine ağırlık verilmelidir. Bu sayede, lise döneminde öğrenciler, birinci yabancı dil ile ilgili ciddi problemleri olmadan öğretimlerini sürdürmüş olurlar. Duygu ve düşüncelerini bu dil ile ifade edebilme, yazılı metinleri anlama ve Türkçe okuduklarını o dilde ifade edebilme becerisine sahip olabilecek düzeye getirilebilir.

İkinci yabancı dil seçimine dünya ülkelerinin durumu ve özellikle ülkemizin orta ve uzun vadeli politikaları yön vermelidir. İngilizce, Almanca, Rusça, Arapça, Japonca, Çince, İtalyanca veya İspanyolcanın mı öğretileceği ülkenin politik hedeflerine uygun olarak belirlenmekle birlikte çocuğun seçeceği mesleğe uygunluğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Ülkenin bütün okullarında birinci yabancı dilin aynı olması bile tartışma götürür. Ortaokulun beşinci sınıfından itibaren ikinci yabancı dil öğretimi başlatılmalıdır. Böylece ikinci dört yıllık zorunlu eğitim öğretim döneminde birinci dil pekiştirilirken ikinci dille tanışma dönemi sürdürülmüş olur. Hedef, liseyi bitiren öğrencilerin ikinci dili kullanarak yaşantılarında gündelik ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde kullanabilmelerini sağlamak olmalıdır.

Dokuzuncu sınıftan itibaren de üçüncü yabancı dil öğretimine yer verilebilir.  Lise öğrencileri seçmeli olarak üçüncü yabancı dil ile tanışabilir. İlk iki dilde ülke politikası ve çocuğun edineceği mesleğe göre karar verilirken üçüncü dilde kişisel tercih önemlidir. Burada öğrencinin isteği ön plana alınmalıdır ki gönüllü olarak öğretime katılabilsin. Öğrenciler, üç yıl süre ile bu dili genel olarak tanıyabilmelidirler. İlgi duyan öğrenciler devam eden yaşantılarında isterlerse ilerletebilirler. Öğretim aşamasında, kendini bir yabancı dilde de rahatça ifade edebilme çalışmalarının örneklerini paylaşmak öğrenme motivasyonunu artıracaktır. En önemlisi de, topluluk önünde farklı dillerle konuşup kendilerine olan güvenlerini pekiştirmeleri konusunda öğrencilere fırsatlar sunmaktır. Komşuya gider gibi yabancı ülkelere girip çıkıldığı günümüzde, bu konu ebeveynler, eğitimciler ve ülke yetkililerince yeteri kadar ciddiye alınarak planlama yapılırsa evrensel düzeyde bilinçli gençlerin yetiştirilmesi hiç de zor olmayacaktır.

On iki yıllık zorunlu öğretim döneminde yabancı dillerle tanışmış bir öğrencinin, üniversite düzeyinde bu dilleri geliştirmesi ve gelecek planlamasına uygun olarak birden fazla dili rahatlıkla kullanabilecek düzeyde kendisini yetiştirmesi hiç de zor olmayacaktır. Birden fazla dil ile kendisini ifade edebilen bir insan olmakla birlikte, evrensel kültüre de sahip olarak yetişeceği için başta söylediğimiz küresel/global düzeyde bir insan olarak hayatını sürdürmesi mümkün olacaktır.

 

 

YABANCI DİL İLE ÖĞRETİM

 

Ülke ve kişisel geleceğin garantiye alınması için genç neslin eğitimine özen göstermek gereğine inanmayan yok gibidir. “Eğitimin amacı nedir.” diye sorulduğunda, verilecek en uygun cevap; “Bilinçli yaşamak.” olacaktır. Bilinçli yaşamak; çevrede olup bitenlere duyarlı olmak, var olan güzelliklerin, eksikliklerin ve problemlerin farkında olmak; onların giderilmesi ve geliştirilmesi için kendinden bir şeyler katmaktır.

Bir ülkenin gençlerini geleceğe hazırlamak amaçlı verilen eğitim, çevresindeki olayları sorgulatmıyorsa, yanlışları, hataları fark ettirmiyorsa orada başka bir şey var demektir. Bu bilinmeyen başkalığı düzeltmek de eğitimcilere ve eğitim kurumlarına düşer. İnsanın gerçek yaşantısına katkı sağlamayan, günlük işlerini ve meslek hayatındaki problemleri aşmada faydası olmayan eğitim-öğretimde ısrar etmenin anlamı yoktur. Uzun yıllardır kitaplarda yazılanları okuyup ezberleyerek, tekrarlar yaparak bir yere varılmayacağını, daha fazla test çözdürmenin yaşantıya bir şey katmadığı uzun yılların acı deneyimleri ile öğrenilmiş durumdadır.

Bugün ihtiyacımız olanın, ayakları üzerinde durabilen, özgüveni sağlam, yaratıcının kendisine lütfettiği yetenekleri ortaya koyabilen, öz değerlerine sahip, kendisini doğru ve özgürce ifade edebilen, milli konularda hassasiyeti olan, çevresindeki olaylara duyarlı şuurlu nesiller yetiştirmek olduğunu bir an önce anlamak gerekir.

Geçmişe dönüp bakıldığında, tarihi seyir içersinde büyük medeniyetler kuran milletlerin dahi bugün yok olduklarını görüyoruz. Milli şuurdan yoksun, kendi kültür değerlerine sahip çıkmayan, o değerleri yaşatmayan toplumlar ne yazık ki bugün varlıklarını sürdürememektedirler. Milli şuur ve kültürel değerlerin vazgeçilmezi ise dildir. Dil sayesinde insan sahip olduğu değerleri yaşatabilir. Bu bilinçle yola çıkmakla birlikte, küresel düzeyde söz sahibi olacak gençleri hayata hazırlamak da başka bir mevzudur. Burada yabancı dil öğretiminin önemi ortaya çıkmaktadır ve bu misyonu yüklenecek olan da eğitim kurumlarıdır.

Yabancı dil öğretimi konusunda insanlarımızın kafasını meşgul eden bir konu da; “Yabancı dil ile öğretim mi yoksa yabancı dil öğretimi mi?” Başka bir deyişle, “Yabancı dil ile öğretim gerekli mi?” diye de sorulabilir. “Bir dil bir insan, iki dil iki insan.” mantığıyla hareket edildiğinde, birden fazla dil bilmenin artıları göz ardı edilemez ancak yabancı dille öğretimin, çocuğun genetik kodlarının değiştirilmesine ve anne karnından başlayarak elde ettiği çevresel katkıların silinmesine yol açacak derecede sakıncalı olabileceğini unutmamak gerekir.

İlköğretim okullarından itibaren yabancı dil öğretimine önem verilmesiyle yabancı dil ile öğretim karıştırılmamalıdır. Yabancı dili, ikinci, üçüncü dil olarak öğrenmenin getireceği artıların farkında olarak hareket etmekle birlikte, öğretimin yabancı dille yapılmasının sakıncalarını doğru kavramak gerekir. Yabancı dil öğrenimi kişiye artı değer katarken, yabancı dille öğretim kültür yozlaşmasına yol açacağından kişinin öz benliğinden uzaklaşmasına sebep olur.

Kültürlerin gelecek nesillere taşınmasında en önemli unsur, iletişim aracı olan dildir. Ana dilini kaybeden toplumların, kullandıkları dilin kültür dairesine girdikten sonra varlıklarını devam ettirebilmelerinin imkânı yoktur. Dil demek, kültür demektir, kültür ise kimliktir. Günümüzde kimliğini kaybedip varlığını sürdüren bir millete rastlamak mümkün değildir.

Çocuğun zihni gelişiminin, içinde bulunduğu çevrenin kültürel yapısıyla oluşabileceği gerçeği unutularak; okul çağına geldiğinde yeni bir dünyaya gelmiş biri gibi, en başından farklı dillerde eğitim-öğretim alması için çaba gösterilmesinin izahı mümkün değildir. Çocuktan, anlamadığı dilde bir şeyler öğretip onunla kendini ifade etmesi ve geliştirmesinin istenmesi saçmalığına bir an önce son verilmelidir. Yapılan bu yanlışı kabul edip hatadan dönmek yerine, bir de büyük bir meziyetmiş gibi gösterildiğini, bununda gösteriş meraklısı ve bir yerlere göbek bağı olan aydın kesiminin desteğiyle yapıldığını görmek acı bir durumdur. Sömürge ülkesi çocuklarına reva görülen bu durum, binlerce yıllık tarihi geçmişi olan bir millet için kabul edilemez. Uygulamanın bir an önce önünün kesilmesi gerekmektedir.

Dünyanın nimetlerinden faydalanmanın önemli şartı olarak ortaya sürülen bir gerekçe ile yabancı dillerde eğitim-öğretimin savunulması her ne sebeple olursa olsun kabul edilemez bir durumdur.

Yabancı dilde eğitim-öğretim için zorlanan, üzerinde oynanan oyundan habersiz çocukluk ve gençlik çağlarının en değerli vakitlerini bu yolda harcayan o zavallı çocukları, bir tür işkence olan bu durumdan bir an önce kurtarmak gerekmektedir. Yabancı dil öğrenmekle, yabancı dilde öğretimi birbirine karıştırıp, insanların dil öğrenme arzusunun istismar edildiğini görmek ve bu yanlıştan mutlaka vazgeçilmesi gerekmektedir.

Ülke çocuklarının heder edilmesine bilerek göz yumulmamalıdır. Onların, yanlış yöntemlerle yanlış eğitilmeleri sonucu içlerindeki cevherin söndürülmesine engel olunmalıdır. Kendi insanını, ülkenin geleceği olarak görülen o yavruları, devletin kendi eliyle farklı bir kültürün etki alanına itmesini hazmedebilmek mümkün değildir.

En iyi anlamanın ve doğru algılamanın ana dilde mümkün olduğu unutularak, körpe beyinlerin açılmadan nasıl söndürüldüklerine, işe yaramaz hale getirildiklerine dayanabilmek, ülkesi ile ilgili hassasiyeti olan hiçbir insanın kârı değildir.

Öncelikle, Türkçe eğitim-öğretim yapılarak kendi kültürüne hâkim bilinçli insanların yetiştirilmesi konusu ciddiyetle takip edilmelidir. Bununla birlikte bir ya da birden fazla yabancı dil öğretimi desteklenerek, evrensel kültüre hâkim insanların yetiştirilmesinin yolu açılmalıdır. Okullarda öncelikle kendi öz kültürünü kucaklayan anadil öğretimi hedeflenmelidir. Ana dil yeterince iyi öğrenilmeden insani ilişkileri geliştirmek; matematik ve fen gibi tabii bilimler ile sosyal bilimlerin hiçbir dalında başarılı olmanın yanında yaratıcılıkların geliştirilmesi de mümkün değildir. Yabancı dil öğrenmenin yolunun da öncelikle anadili iyi öğrenmekten geçtiğini bilmek gerekir.

Bu ülkede Fen ve Anadolu liselerinde yabancı dille öğretim denemeleri bir dönem neslinin heder edilmesine sebep olmuştur. Özellikle matematik ve fen bilimlerini İngilizce öğretme zorunluluğu fiyasko ile sonuçlanmış, öğrenciler konuyu öğrenmek ve sınavlardan geçer not alabilmek için Türkçe kaynaklardan yararlanmak zorunda kalmışlardır. Resmi programlarda olmasına rağmen, günümüzde yabancı dille öğretim yapabilen kaç lise kaldı merak ediyorum. Üniversitelerde sürdürülen yabancı dille öğretimin artılarını ortaya koyan bilimsel bir araştırmaya bugüne kadar rastlanmamıştır. Uluslararası faaliyet gösteren “emperyal vakıfların” teşvikleriyle sürdürülen yabancı dille öğretimin kime hizmet ettiğini anlamak fazla zor olmayacaktır. Ülkenin genç beyinleri, adı konmamış bir kültür emperyalizminin kıskacında heder edilmektedir. Lise ve üniversite giriş sınavlarında üst düzey puan alan zekâların, kültür yozlaşması sayesinde söndürüldükleri ya da kendi milleti yerine başkalarına hizmet eder hale getirildikleri, hemen herkesin görebildiği bir gerçektir. Bu yanlışın önüne geçmenin tek yolu, her seviyedeki eğitim kurumunun Türkçe eğitim-öğretim yapmasıdır. Bu ülkenin çocukları, kaliteli bir yabancı dil öğretimi ile de birçok dili rahatlıkla kullanır hale getirilmelidir.

İnsan beyninin, doğduğu çevreye ve çocuk yaşlarda öğrendiği lisana göre şekillendiği; insanın ana rahminde anlama ve algılamaya başladığı andan itibaren anne aracılığıyla çevresinin etkisine girmeye başladığı, dolayısıyla yaşadığı dünyayı anlama, algılama, değerlendirme ve yorumlama yeteneklerinin, kullandığı dille paralel olarak geliştiğini başka bir yazımızda belirtmiştik. Ayrıca, duyuları ve hislerinin şekillenmeye başladığı çocukluk döneminde çevre etkisine girmeye başladığı, dolayısıyla insanın düşünce ve hayal dünyası, anlama ve algılama kapasitesi, kısaca tüm zihinsel faaliyetlerin kullanılan dile göre şekillendiğinden bahsetmiştik.

Bu bilgiler ışığında konumuzu bağlayacak olursak, anadilin insan yaşamında ne kadar önemli olduğunun bilincinde olarak; Türk varlığının yeryüzünde devamı, ilelebet yaşaması maksadıyla üzerlerine düşen toplumsal uyarıyı yapmaları görevi öncelikle Türk aydınının ve kendisini Türk hisseden herkesin görevi olmalıdır, diyoruz.