Nazmi Şimşek

 

YETENEK TESPİTİ MERKEZLİ EĞİTİM

İnsanlar yetenekleri nispetinde varlıklarını ortaya koyarlar. Öğrenme, var olan yeteneğin gelişmesine katkı sağlar. Yetenek geliştirilmeden öğrenilenlerin yaşantıya uygulanmasını beklemek beyhudedir. Gösterilen çaba ve zorlamalar kişi üzerinde karşı tepkiyi doğurur.  Cam kavanozu içine gereğinden/kapasitesinden fazla çakıl doldurmaya kalkarsanız, başarabildiğiniz tek şey; cam kavanozun tuz buz olarak dağılması olacaktır. Böyle bir durumla karşılaşmak ve hüsrana uğramak istemiyorsak, yapılabilecek tek şey var. Öncelikle kavanozların kapasitesi hakkında doğru bilgi edinmek ve içine ne kadar sıvı, ne kadar katı madde konulabilineceğinin tespitini yapmaktır.

Teşbihte hata olmaz diyerek söylemek durumdayım ki; bizim çocuklarımız tuz buz olan kavanoz hesabı yıllardır heba edilmeye devam edilmektedir.

Çocuklar ne bazılarının dediği gibi doldurulması gereken bir kavanozdur ne de her şeyiyle mükemmel ve tamdır. Onların her biri yaratılışları itibariyle farklılıklara sahip kendine has özellikleri olan bireylerdir.  Bazıları, yaratılıştan gelen üstün yönleriyle keşfedilmeyi beklerken bazıları da alacağı destekle hayatı doğru tanıma ve gereklerini yapabilmenin gayreti içindedirler. Her biri, eşi benzeri olmayan; farklı yetilere, farklı kapasitelere, ayrı algılama gücüne sahiptir. Her biri farklı gizil güçleri olan kişiliklerdir.

Birbirinden tamamen farklı dimağları dikkate almadan ortaya konan bütün çabalar boşunadır. Bütün çocukları, aynı kalıptan çıkmış bir varlık muamelesine tabi tutmak ne kadar anlamsız ve yıkıcı bir tutumdur.

Bu açıdan bakıldığında çocukların; arzu, istek ve gelecek ile ilgili hayalleri dikkate alınmadan, ebeveynlerin ve eğitimcilerin deneme yanılma yoluyla tutturdukları bir sistemin içinde eriyip gitmelerine seyirci kalınmakta ve heder olmalarına sebep olunmaktadır.

Demokrasiden, insan haklarından dem vururken bu dünyada, bir defa var olma şansı olan genç insanların gelecekle ilgili düşüncelerini dikkate almamak ne gariptir. Onların yetilerinin ne durumda olduğuna bakmadan, anne babaların kendi hayalleri ve hırsları doğrultusunda bir hayatı, çocuklarına yaşatmak için zorlamaları ne kadar mantıklı bir davranış olabilir. Sorgulanması ve üzerine gidilmesi gereken bir konudur.

Başka bir açıdan bakıldığında günümüz çocukları, dünyaya gözlerini açtıkları andan itibaren; yaptıkları her harekette, söyleyebildikleri her sözde, ortaya koydukları her davranışta anne babalarının ve yakın çevrenin yarış atı olma talihsizliğini yaşamak durumunda kalmaktadırlar. Önceki çocuklara veya akraba eş, dost, komşu çocuklarına göre artı ve eksiklerine göre değerlendirilme şanssızlığına muhatap olmaktadırlar. Okul çağına gelene kadar semizlenip gelişmekte olan bir tay misali muamele görmektedirler. Ana sınıfı/Anaokuluna başlar başlamaz hayat boyu sürecek bir sınav maratonuyla tanışıyorlar. O andan itibaren bir yarış atı muamelesi görüyorlar. Yeme içme ve uyuma saatleri dışında kalan zamanlarda; kendileri için hazırlanmış programlara göre yaşamak zorunda kalıyorlar.

 Sınıf ortamında gerekli eğitimi veremeyen öğretmenlerin, fazla tekrarla öğrenirler düşüncesiyle yükledikleri ev ödevleri, anne babaların diğer öğrencilerden daha fazla bilgiye sahip olsun düşüncesiyle ekonomik güçlerini zorlama pahasına ek ders almaya zorlamaları; çocukların yaşlarının gereği gibi yaşamalarına fırsat bırakmıyor. Başkalarının arzu ve isteklerini yerine getiren, özgür birey olma şansından mahrum bir nesil yetiştirilmeye çalışılıyor. Ezberletilmiş bilgiler sonucu has bel kader çeşitli okullar bitirtilip bir meslek sahibi olunuyor belki. Belki de en iyi mesleği elde ediyor (Bu iyinin neye göre tespit edildiği de tartışılır.) ancak hayattan ne derece zevk aldığına bakılmadan, mutlu olmadan bir ömür tüketiliyor.

Olması gereken ise; çocuğun arzu, istek ve gelecekle ilgili düşünceleri ve en önemlisi de yetenekleri dikkate alınarak uygun eğitim ortamlarının hazırlanmasıdır.

Yetenek Tespiti

Yeteneğin sözlük açılımına baktığımızda karşımıza çıkan kelime kabiliyettir. Kabiliyetin açılımında ise; yatkınlık, istidat, liyakat, kapasite ve muktedir kelimeleriyle karşılaşıyoruz. Bu kelimeleri incelediğimizde de;

Yatkınlık; yetkin olma hali 

İstidat; insanın yaratılışında bulunan tabi meyil

                Liyakat;  ehliyetlilik, yararlılık

                Kapasite; anlama, kavrama

Muktedir; güç, kuvvet, beceri

gibi geniş bir anlam derinliğiyle karşı karşıya kalınıyor. Bu derece derinlikli bir konuyu öğretme yoluyla halletmeye kalkışınca da hüsrana uğranıyor, elde edilen sonuçlardan şikâyetçi olmaya başlanıyor. Oysa yukarıda kısaca anlamları verilen kelimelerin kişi üzerindeki ağırlığı dikkate alınarak yola çıkılsa daha baştan birçok sıkıntının önüne geçilmiş olunur.

                Çocuğun/öğrencinin; yaratılıştan gelen tabi meyli nedir, neye ne kadar yatkındır, ne tür bir ehliyete sahiptir, hangi konuda ne kadar muktedirdir, neyi ne kadar anlayabilir, kavrayabilir diye süzgeçten geçmesi gerekmez mi? Çocuğu/öğrenciyi detaylı olarak tanımadan verileni arzu edildiği nispette almasını beklemek ne kadar doğrudur?

                Bir iş yapabilmek için elde olan malzemenin ne olduğu ne kadar önemli ise eğitime tabi tutulacak çocuğun da kabiliyetinin bilinmesi o derece önemlidir. Bunu yapabilmek; eğitim-öğretim işlerini yürüten bakanlığın uygun bir çalışma disiplini içinde yeteneklerin ortaya çıkarılması yönünde gerekli ortamların hazırlanmasına zemin hazırlamak olmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı, adına yakışır bir şekilde eğitim ağırlıklı hizmet vermelidir.

Eğitim, kişinin arzu ve isteği ile kapasitesi nispetinde edindiği bilgiler ve gözlemleri sonucu davranışlarında yapacağı değişiklikler/gelişmeler olarak izah edilir ise bu tarifin içinde geçen unsurları tek tek ele almakta yarar vardır.

Arzu ve istek; meyil, yönelme, elde etmeye, yapmaya yatkınlık olarak izah edilebilir. Bu kişinin iradesiyle doğrudan alakalıdır. Kimseye iradesi dışında bir şeyi kavratmak mümkün değildir.  Anlatıcı ya da öğretici ne kadar maharetle anlatırsa anlatsın, alıcının alma kapasitesi nispetinde öğrenme gerçekleşir. Bundan dolayı eğitim veya öğretim arzu ve istek nispetinde gerçekleşir. Kişinin arzu ve istekli olabilmesi ise yeteneğinin gücü kadardır. Yeteneği harekete geçirmeden her hangi bir sonucu arzu edildiği nispette yakalamak mümkün değildir.

Yetenek, yaratılıştan gelen veya edindiği tecrübeler ışığında kişinin sahip oldukları olarak ele alınabilinir.  Ne kadar arzu ve istek olursa olsun, yetenek nispetinde sonuç elde edilir. Öyle ise davranış değişikliği elde edilmesi istenen kişinin yeteneği/yeteneklerinin ne olduğunun bilinmesi gerekir. Bu da bilgi yüklemek şeklinde değil, uygun ortamlar oluşturularak çocuğun bizzat yaşamasına imkân verilmekle olur. İnsanların yetenekleri hiçbir sınav yoluyla tespit edilemez. Edildiği zannedilse bile öğretilen bilgiler nispetinde cevap alınabilir ki o da gerçek yetenek değil, ezber yoluyla hafızaya yüklenilmiş bilgi birikiminin dışa vurumudur.

Nakilci yöntemle ezberletilen bilgi, içselleştirilmediği için geri dönütü kişiye ait olmayan bir düşüncenin ürünü olacaktır. Bunun sonucunda da ithalci bir neslin yetiştirilmesine ortam hazırlanmış olur. Bu nesil başkalarının takip eden, onların ürettiklerini tüketen ve onlara bağımlı yaşamak zorundadır.

Arzu ve istek ile alınan bilgi, içselleştirileceği için kişi edindiği bilgi yardımıyla özgün düşüncesini oluşturacak, farklı ve yeni bir görüş ortaya koyacaktır. Bu da yaratıcı düşünceyi besleyecektir. Yaratıcı düşünceye sahip nesiller, ihraç eden toplumları oluştururlar. Bu toplumlar takip eden değil takip edilen, öncü toplumlardır.

Günümüzde kurumsallaşmış eğitimi beş kademede ele aldığımıza göre çözüm yollarını da o düzeylere uygun şekilde ortaya koymakta yarar vardır. Eğitim öğretim dönemleri; 2 yıllık okul öncesi, 4 yıllık ilkokul, 4 yıllık ortaokul, 4 yıllık lise ve 4 ve üstünde verilen yüksek öğretim dönemleridir. Birinci derecede hassasiyet göstereceğimiz süreç ise, ilk on yılı içine alan temel eğitim sürecidir.

Temel eğitim, çocukta var olanı ortaya çıkarma süreci olmalıdır. Çocukların hangi zekâ yapısına sahip olup olmadığı, ne yönde beceri ortaya koyabilecekleri bu sürecin asıl amacı olmalıdır. Bunun için öncelik yetenek tespitini yapmaktır. Çocuğun; spora mı, müziğe mi, sanata mı, teknolojiye mi, edebiyata mı, bilime mi yatkınlığı bu süreçte ortaya çıkarılmalı, geleceği ona göre planlanmalıdır.

Okul Öncesi Eğitim:

Milli Eğitim Bakanlığınca iki yıl olarak belirlenmiş olsa da henüz ülke genelinde yeteri kadar yaygınlaşmadığı görülmekte, bir yıllık anasınıfı ve iki yıllık anaokulu olarak iki farklı eğitim hizmeti icra edilmektedir.

Tamamen eğitime yönelik; tanıma, anlama ve kavrama amaçlı yürütülmesi gereken süreç, bilinçsiz yaklaşımlar sayesinde heder edilmemelidir. Ehliyetsiz ya da bilinçsiz eğitimciler ve velilerin öğretme hırsı sayesinde bilgi yüklemeye, verilen bilgileri ne kadar alabildiklerini ölçmeye (sınamaya) ilk adımın atıldığı kurumlara dönüşmemelidir. Eğitim programlarının aksine hali hazırda yapılan, hiç de pedagojik yaklaşıma uygun olmayan yanlış uygulamalara ısrarla devam edilmektedir. Akşam eve gelen veya hafta sonu tatiline giren, dört-altı yaş arasındaki çocuklar ödev sıkıntısı ve zayıf alma korkusu yaşamaya başlamakta, yaşına uygun çocukluğunu yaşamak yerine uykularını kaçıracak sıkıntıların içine çekilmektedir. Ödev tamamlama sıkıntısı yaşayan çocuğun hayatı kendisine zehir ettiği gibi anne babasına da benzer sıkıntılar yaşatmaktadır. Tedavisi mümkün olmayan bu yanlış uygulamanın bir an önce önüne geçilmelidir.

Her dilin kendine özgü anlama, algılama ve kavrama yöntemi vardır. Ana dili özümsenmeden farklı dillere geçiş yapmak milli zihniyetin gelişimini engeller. Doğuşta boş bir levhaya benzeyen zihin, yakın çevresinden edindiği duyum ve deneyimler sayesinde gelişir. Ana rahminde anlama ve algılamaya, duyuları ve hisleri gelişmeye başlayan çocuk, o andan itibaren aile ve yakın çevresinin etkisine girer. Bu sayededir ki zihnin gelişimi anadilinde mümkündür.

Bu süreçte çocuklar; anlama algılama, dil becerilerini geliştirme, insani ilişkiler konusunda davranış kazanma, arkadaşlarıyla uygun iletişimde bulunma, uyum içinde oyun oynama ve yapılacak üç boyutlu çalışmalarla beceri kazanma etkinlikleriyle meşgul olmalıdır. Sınama yanılma ve kurum içindeki yaşantı yoluyla hangi yönde doğuştan gelen yeteneğe sahip olduğu, nelere meyli olduğu, hangi konularda desteğe ihtiyaç olduğu tespit edilmelidir. Bu çağdaki çocukların merakı körüklenmeli, becerilerini ortaya çıkaracak ortamlar sunulmalıdır. Bu sayede, geleceğine yön verebilmek maksadıyla ilk verilerin tespitine çalışılmalı, çocuğun bu süreci anlamlı yaşamasına fırsat tanınmalıdır.

İlkokul Eğitimi:

Dört yıllık süreyi kapsayan bu basamakta eğitim ağırlıklı olmak üzere çalışmalar yürütülürken öğretime hazırlık aşamasının uygulanması gerekmektedir. Süreç davranış kazandırma temelli yürütülmelidir. Çocukların var olan güçlerini ortaya çıkaracak çalışma ortamlarına yer verilmelidir. Neyi ne kadar kavrayabildikleri, ne kadar yapabildiklerinin tespiti yapılmalı; var olan güçlerine göre hayat mücadelesinde nasıl başa çıkabilecekleri sınanırken, zayıf olan yönlerinin nasıl geliştirileceği hususunda çalışmalar yapılmalıdır.

Çocuklarda doğa ile ilgili bilgilerinin artırılması, yaşayan bütün varlıkların değeri ve öneminin kavratılması, ortak yaşam ihtiyacı ve her birinin bir diğeri için gerekliliği bu aşamada verilmelidir. Yaşadığı dünyada yalnız olmadığının bilincinde olarak birlikte yaşamayı hazmetmiş, başkalarını olduğu gibi kabul edebilen, onların düşüncelerine saygı duyan özgür düşünceli bireylerin yetiştirilmesine yönelik uygun eğitim ortamları hazırlanmalıdır. Yerelden başlayıp evrenseli kucaklayabilen, doğa dostu kişilikli insanların alt yapısı bu aşamada oluşturulmaya başlanmalıdır.

Hayat mücadelesinin olmazsa olmazlarından olan dil becerileri en iyi şekilde verilmesi gereken süreç, ilk altı yıllık kurumsal yapıdır. Okul öncesi eğitimde başlanmış olan dil becerilerini geliştirme çalışmalarına ilkokul döneminde hız verilmelidir. Anlama, algılama ve problem çözmenin temel direğinin ana dil olduğu hesaba katılarak gerekli tedbir alınmalıdır. Ana dili gelişmemiş olan çocuğun diğer alanlarda başarılı olması mümkün değildir. Dil kapasitesi zengin olan insan daha geniş düşünebilme yetisine sahip olur. Düşünce; akıl etmeyi, akabinde keşfetmeyi getirecektir. Düşünme, akıl etme ve keşif isteği farklı olanı ortaya koyma arzusunu doğurur. Bu da yaratıcılığın gelişmesini körükler.

İlkokul sürecinde, gündelik hayatın gereklerini anlamaya ve ihtiyaçları gidermeye yönelik eğitim amaçlı öğrenmeye girilmelidir. Yaşanmışlıklardan yola çıkılarak yaşanacakların üstesinden gelme becerileri bu aşamada verilmelidir. Bilgi yükleme ve ne kadar aldıkları ile ilgili sınamaya tabi tutulmamalıdır. Verilenleri ne kadar tekrar edebildiği yerine, edindiği bilgiler ışığında yeni bir şey ortaya koyup koymadığına bakılmalıdır. Öğrendiklerini ve duyduklarını irdeleyen, soran sorgulayan bir zihni yapının gelişmesine fırsat yaratılmalı, özgün düşüncenin ortaya çıkmasına zemin hazırlanmalıdır. Ortaya konulan konuların hayatın gerekleri olduğu bilinciyle yaklaşıldığı takdirde alma yönünde arzu ve isteğin oluşması sağlanacağından gönüllü katılım oluşacaktır. Gönüllülük sayesinde yetenekler devreye girecek ve o nispette beceri geliştirilebilecektir.

Ortaokul Eğitimi:

Ortaokul, davranış gelişimi eğitimleri aksatılmadan öğretimin başladığı bir basamak olarak ele alınmalıdır. Akademik bilgi edinme, edindiği bilgileri gerektiği yerde doğru kullanma becerisi kazandırılmalıdır. Proje ağırlıklı çalışılması gereken bu kademede edinilen bilgilerin uygulama alanı olarak değerlendirilmelidir.

Altı yıllık ön eğitim sayesinde özgüveni oluşturulan çocuk sınanmaya hazırdır artık. Günümüz hayat gerçeğinin vazgeçilmezi olan sınav burada başlayabilir. Buna rağmen sınavlar, hayat memat meselesi olmaktan çıkarılmalı; neyi, ne kadar öğrendiği, verileni ne kadar algılayabildiğinin tespiti amaçlı olmalıdır. Sonuçta ceza ve mükâfat yerine hangi konuda ne kadar desteğe ihtiyacı olduğunun belirlenmesi olarak değerlendirilmelidir.

Lise ve Üstü Eğitim:

Bu yazının genel kapsamı temel eğitim olduğu için bu basamağın açılımına girmemekle birlikte, gerçek akademik eğitimin yapıldığı ve eğitim sonucunda seçilecek mesleğe karar verilecek süreç olarak bakılmasının gerektiğini söylemekle yetinmek gerekir.

Başarı ve Mutluluk

Kendisiyle ilgili farkındalık oluşturmuş bir insan, kendi gücünün bilincinde olacağı için yaşantısında ciddi sıkıntılar yaşamayacaktır. Neye ne kadar muktedir olduğunu bilmek, hangi yönde karar alması gerektiğini kolaylaştıracaktır. Karşılaştığı problemleri çözme becerisi gelişmiş olacağından zorlukların üstesinden daha rahat başa çıkabilecektir. Bu sayede neyi nasıl yapacağı konusunda sıkıntı yaşamayacak, edindiği mücadele ruhu sayesinde hiçbir konuda zorlanmayacak, geliştirdiği alternatif bakış açısıyla yaşantısını arzu ettiği gibi tasarlayabilecektir. Bu sayede kişi kendisini, başarılı addeder.

Mutluluk, kişinin içinde bulunduğu ortamdan, yaptığı işten, birlikte olduğu insanlardan hoşnut olması ve o sayede arzu ettiği sonuca ulaşmasıyla elde edilen bir duygudur. Arzu ve isteğine göre bir meleği icra eden, bulunduğu ortamdan memnun olan ve irtibat kurduğu kişilerle uyum içinde yaşayan insan mutludur ve yaşadığı hayattan zevk alır.

Ailede başlayıp kurumlarda devam eden eğitimin asıl amacı, mutlu bireyler yetiştirmek olmalıdır. Mutluluğun olmadığı yerde huzur ve başarıyı yakalamak mümkün olamayacaktır.

 -----

Not: Türk Yurdu Dergisinin 340. sayısında yayınlanmıştır.