Ayşe Filiz Yavuz

 

 

ÖLÜMDEN ÖNCE AŞK VARDI / Ş. ADNAN ŞENEL

 

Yazar: Ş.Adnan Şenel

Türü: Roman

Elips Yayınevi, Mart 2009, 1. Baskı, Ankara, 272 sayfa

İsmi ile ilk cazibesini kazanan bir kitap bu. Ölümün yaklaştığını bilen bir insanın aşk ile meşgul olması veya ona önceliği vermesi kabul edilir ya da mantık çerçevesine oturtulur bir iş değil. O halde bu kitap bunu nasıl makul bir kurgu haline getirmiştir? Kitabı ilk merak ettiren soru bu. Piyasada bulamayınca yazarından temin ettiğim, onun da elinde kalan son kitabı bana okuyup geri vermek üzere getirdiği bu eser, bir çırpıda okunup bitirilecek kadar sade, süslü edebi cümlelerden uzak olan bir yalınlıkta, zihni yormayan, “yok artık daha neler?” dedirtmeyen, her şeyin mantık çerçevesine oturduğu, mekanların zihinde kolayca canlandırıldığı bir eser olmuş.

Serdar mutlu bir evliliğin, iyi ve başarılı bir işin, çocuklu, rahat bir hayatın sahibi. Bir sıkıntısı vardır ama: Sık sık kendini rüyalarında rahatsız eden kâbuslar. Son gece gördüğü ise en kötüsü. Yardım isteyen, bekleyen birini yangından kurtaramamak, ona ulaşmak isterken hep geriye doğru gitmek, merdivenlerin kırılması… Bu kâbusun etkisi devam ederken gelen beklenmedik bir telefon ve kazanmak üzere olduğu bir ihalenin görüşmelerini bile bırakıp aniden uçağa atlayıp İstanbul’a gitmek… Kitap böyle başlıyor ve devam ediyor.

Kâbuslarında gördüğü, ilk okuldan başlayan ve kalbinde hiç bitmeyen aşkıdır: Fulya. Onu kaybettiği ana kadar ona sadece bakışları ile sevgisini söylemiş, bir kelime ile dahi ilan-ı aşk edememiştir. İstanbul’a onun için gider. Bir telefon ile. Her şeyi yüzüstü bırakıp… Ve ona bu işte karısının kardeşi, iş ortağı olan yakın arkadaşı yardım eder.

Kitabı okurken insan sayısız soruyu soruyor: Hiç konuşamadığı bir aşkın sahibi olan insan yıllar sonra hâlâ önemli midir? Onu önemli yapan ölüyor olması mıdır? Ölmek üzere olmasaydı, mutlu evliliğini bu eski aşk için bitirir miydi? İnsan hem evli, mutlu, çocuklu ve başarılı iken bir çocukluk aşkı için her şeyi bir kalemde silebilir mi? İnsanın kalbinde iki kadın olur mu? Sevgi mi güçlü, aşk mı? Seven bir kadın kocasına eski aşkı konusunda nasıl davranır? Kocasının çocukluk aşkı için kendisine yalan söylemesine, sonra itiraf etmesine razı olur mu? Sevgi için katlanmak mı, gurur için mücadele etmek mi?

Kitabın 166-167 sayfaları kitapta felsefe yapılacak olan soruların olduğu önemli bir sayfa. Sıkmadan, konuşma arasında verilen çok soru ve aranan cevap var. Aşk ne kadar sürer, saklandığı için mi kuvvetlidir? Aşk’ın sürmesi için mi insan sevdiğinden kaçmalı mı veya sevdiğini feda mı etmeli? Bu sayfa kitabın özünü ifade eden en önemli yer. Kitabın kurgusu içine sokulan yaşlı bir adamın şahsında yapılan bu konuşma aslında kitabın niçin yazıldığının da sanki ifadesi gibi.

Kitabın bir kısmı kurgu bir kısmı gerçek olaylardan alınma. Bunu kitabın başında anlıyor ve okuyorsunuz. Zaten yazmasa da anlaşılıyor. Kitabın ilk sayfasında yazan “Ona” ithafı bunu gösteriyor.

Herkesin kalbinde bir çocukluk aşkı vardır. Kimi unutulmuş kimi bitmiş ve komik bulunmuştur. Ancak herkes şunu merak eder: O simdi nerede? Ne yapıyor? Ve en önemlisi: Benim onu hatırladığım gibi o da beni hatırlıyor mu? Belki de en önemlisi şu soruyu soruyor: O güne geri dönsem aynı mı davranırdım? Yine onu sever miydim? Hâlâ onu seviyor muyum? Hayatımı onunla paylaşır mıydım? Sorular öyle çok ki. Daha yüzlercesi eklenebilir buraya.

Hayat ve aşk: İç içe girmiş iki kavram, iki gerçek. Hangisi size şekillendiriyor veya sizin için önem arzediyor bilinmez. Ama önemli olduğu kesin. Kitap bunun felsefesini yapmak için iyi bir fırsat sunuyor beyinlere.

Kitap bir çırpıda bitiyor. Cepte taşınacak kadar da uygun boyutta.

ELEŞTİRİ:

Yıllarca birbirini görmemiş olan iki yetişkin insanın karşılaşır karşılaşmaz samimi davranış ve hitapları biraz fazla. Ölümün kıyısında bunlar makul görünebilir. Ancak keşke ilk bir kaç saati biraz çekingen, resmi, sonra sıcak olarak kademeli geçirseydi yazar. Ölüm bu kadar yakınken, resmiyete ne gerek var denebilir. Ama hiç konuşamamış iki sevgilinin birden bire “sultanım” hitapları ile konuşması dikkat çekiyor.

Annenin Serdar’ı nasıl bulduğu, nasıl ulaştığının bilgisi yok. Keşke yazılmış olsaydı.

Fulya’nın kızı Rüya kitapta çok az. Ve gerçek olamayacak kadar uzak bir kişilik. Annesi ölmek üzere olan bir kızın davranışı değil. Yaz okulu bile olsa kitapta daha fazla yer alabilirdi. Babası ölmüş, kardeşi olmayan, hayatta tek annesi ve anneannesi olan bir kızın davranışı değil bu. Sahneye sadece son gün giriyor olması eksik kalmış.

Yazarın diğer kitapları gibi sürükleyici, elden bitmeden bırakılmayan ve konusu işlenmemiş (veya çok az işlenmiş) bir kitap.

--------------------

Ayşe Filiz Yavuz

Izmir-Ankara, 2017 Nisan 30